Yalan Üzerine

2 dakika


Yalan Üzerine

Yalanın kötü ve gereksiz olduğunu bir ahlak bekçisi kıvamında uzun zaman savundum. Hala  savunuyorum da. Yine de sormadan edemiyorum. Gerekli yalan var mıdır?  

Nihayetinde öyle ya da böyle kıyısından köşesinden bulaşıyoruz yalana. Bu yüzden ikiye ayırıyorum yalanı ve söyleyeni. Ahlaklı yalanlar başkalarının çıkarları ve iyiliği için söylenen yalanlar. Ahlaksız yalanlar ise kendi çıkarlarımız için söylenen yalanlar. 

Kim başka biri için yalan söyler ki; Aşık olduğu biri için mi, çocuğu için mi? O halde dolaylı yoldan da olsa kendi çıkarı için yalan söylemiş olmaz mı? Bu durum direkt menfaatleri için yalan söyleyenden daha haklı mı çıkarır onu? Ama onu …. bahaneleri var. 

Peki yalan ile hemen hemen her toplumda sıkça karşılaşsak da, meşru bir gerçek olarak aramızda dolaşıyor da olsa neden kötü karşılanır? 

Toplumların genel ahlak ve yapıları şekillenirken neden yalan ne yok edilebilmiş ne de kabul edilmiştir?

Ralph Keyes, 2004 yılında yazdığı Hakikat Sonrası Çağ isimli kitabında bize modern toplumların yalan ve yalancılara bakış açılarını, yaşadığımız dönemde yalanın değerli bir maden gibi görüldüğünü, pragmatist ve postmodernist bakış açıları ile günlük hayatımızın her alanında siyaset, akademi, hukuk, psikoloji gibi hakikatin nasıl ikinci planda kaldığını anlatıyor. 

Her ne kadar hala kötü ve ötekileştirilmiş sayılsa da yalan her geçen gün meşrulaşmakta. 

Buna en güzel örnek ise Amerikan başkanı Donald Trump’ın “En İyi Yalan Haber Ödülleri”ni anons etmesidir. Bu gibi örnekleri ülkemizde ve dünyamızda çeşitlendirilebiliriz. Kestirmeden gidecek olursak hayatımıza gizlice göz atarak bile görebiliriz. Gizlice çünkü kendimize karşı bile açığa çıkmasını istemediğimiz sırlarımız olabilir. 

Yavaş yavaş post-truth bir döneme yaklaştığımızı görmek gerekir çünkü, daha önce ulaşılabilirlik konusunda bahsettiğime ilave olarak bu durum bizi sorgulamaya ve tüketmeye  itiyor. 

Post modernizm temelinde bizleri gelenekselci ya da modern olarak ayırmak yerine her ikisinide harmanlayan bir bakış açısı vermekte -işte tam bu noktada kavram karmaşaları ortaya çıkarak bizlere yalanı kabul edilebilir kılıyor. Çünkü narsist yanımız boşlukları doldurup yaşadığımız toplumun kurallarına uyum sağlamamız için bir savunma mekanizması gibi devreye giriyor. Böylece daha keskin ve net olan hayatımızı hislerimizi ve genel ilişkilerimizi sürdürmek için sıradan yalanlara başvuruyoruz.

Bu durumda mutlak bir kanıya varmak imkansızlaşıyor, yalan bireysellikten uzaklaşarak bir çağ hastalığı haline geliyor. Önceki kaygılarımız ortadan kayboluyor. Gerekli yalanlar her ne kadar iyi niyetli görünsede günü kurtarmanın ötesine geçemiyor. 

Hızlı ve değersiz tükettiğimiz kısa ömrümüzü gündelik zevk ve tatmin ile geçirdiğimiz, içsellikten uzak bu çağda yalan üzerine düşünebilmek ve onu anlamlandırmak bir uyanışın öncüsü olacaktır. 

Gerçek! Parrhesia öğretisi der ki; Her koşulda doğruyu söyle. Bu sana mutlak mutluluğu getirmesede huzuru garantiler. 


Yalan Üzerine adlı yazımızı okuduğun için teşekkürler. Aşağıdaki görsele tıklayarak Instagram hesabımızdan bizi takip edebilirsiniz.


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0
4 Paylaşım

Sizin Tepkiniz Nedir?

İlginç İlginç
0
İlginç
Beğendim Beğendim
1
Beğendim
Zaman Kaybı Zaman Kaybı
0
Zaman Kaybı
Cengiz Yavuz
Parrhesia

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Test
Karakter, Kişilik Testleri gibi detaylı testler oluşturmaya yarar.
Doğru / Yanlış Testi
Tek doğru seçenekli basit testler yaratmak için kullanılır.
Makale
BizceNet içerikleri oluşturmaya yarar. Makalelerinizi bu seçenekle oluşturabilirsiniz.
Liste
Klasik İnternet Listeleri oluşturur. (Kitap Önerileri, En Çok Tercih Edilen Ürünler gibi)