Konuşulmamış Farz Etmek

Olmamış bir şeftaliyi yemek gibiydi ağzımda bıraktığı tat, henüz gelmemişken git diyebilmenin kutlu acısı.. Yaptığı resmi annesine hevesle gösteren çocuğun hayal kırıklığı imge dünyamın içinde kurumuş ağaç yapraklarından ibaret.. Hangi adam yüreğini eline alıp sana aşığım dese konuşulmamış farz edilen bir destanın bitikleri oluveriyor.. 

Telaşlanıyoruz, asi bir kuş kanadı gibi rüzgara kafa tutuyoruz ve çakılırken son hızla asfalta rüzgarın sesi teselli ediyor haklılığımızı.. Ve savunuyor son kalesini pek kutlu bir iş yaptığına inan kadın nezaketinde.. İki kişinin hakkını savunuyor gibi dışlıyoruz diğer herkesi.. anladığımızı savunarak, mevsimlik çiçekler gibi önemsizleştiriyoruz ölümlerini.. 

Dünya yerinden oynuyor iki sözle ya da ayaklarımız kesiliyor da yerden dünya oynadı sanıyoruz.. Sonra yine konuşulmamış farz ediyoruz.. Korkuyoruz vazgeçmekten korkuyoruz.. Nasıl olurduları olması gerekenlere terk ediyoruz.. 

Irmakları kirleten çürümüş meyvelerin bulanıklığı sesleri eziyor ağzımızda. Bir albatros kuşu etine sapladığı insanlığıyla övünürken geçen günlerini ömründen uzatıyor göğe.. Her şeyi sonrasızca sevebilenin, yenildiği sevgi karşında bükülüp kırılması kanatıyor aklımızı.. 

Sevgini büyütüyorsun ellerinde ve yüreğinde, çünkü dokunmadan sevebilmeyi babandan öğrenmişsindir.. Hayalliyorsun incecik bir sırça gibi korkarak avuçlarında taşıyacağını.. Elini tutsan kalbin duracak biliyorsun.. Rahat uyuyor mu diye geçiyor -aklından canını sıkan her şeyi yok etmek istiyorsun.. En güzel sebep oluyor bunca sevgi git diyebilmeye.. 

Onun için bir şey yapamamak bozuyor bütünlüğünü hayatın.. 

Olgunlaşmış her şey gibi çürümeye yaklaştırıyor tüm bunlar bizi.. Kıl payı ölümden dönememek gibi bitip gidiveriyor.. Konuşulmamış farz ederek yaşıyoruz hayatı..

Rüzgarla inatlaşan kuş gibi.. İdama götürülen mahkum gibi.. Son nefesinde göğe bakan bilgenin dediği gibi “ab imo pectore” kalbin derinliklerinden dürüstlükle.. 

Beklemeyi balıkçıların oltalarından öğrenen ellerimizin vazgeçmeler karşısında yılmayacağını aklımıza anlatmaya çalıştığımızdan beri -sessizliğin karanlığında kayboluyoruz.. Birikiyor dağarcığımızda susmalarımız.. 

Tüm bu olmakta olanlar, albatrosun kahrı ve rüzgarla inatlaşan kuşun ölümü ve sırça cam gibi taşıyacağın sevgiliyi ve  diğer her şey ‘konuşulmamış farz etmeli’